Rusya-Ukrayna Savaşı

Dünyanın gündeminde uzun bir süredir yer alan ve halen devam etmekte olan Ukrayna-Rus savaşının ana hatlarını yazacağım bir yazı dizesi ile sizleri karşılıyorum. Olayları ne Zelenski yönünden ne de Putin yönünden ele alacağım. Amacım zaten her konuda kutuplaşan düşüncelerimizi daha da zıt yönlere çekmemek. Bu yazıyı okurken ülkemize yakın coğrafyalarda neler yaşandığını, dışarıdan tarafsız bakan bir göz ile yorumlamaya çalıştığımı bilmeniz gerek. Coğrafyanın tarihini okumadan bu konu hakkında fikir yürütmek sadece ve sadece “kahvehane” tartışmalarından ibarettir. Çevrenizde bile illaki hayatında açıp Rus tarihi okumayan insanların bu konu hakkında yorum yaptığını görmüşsünüzdür. Üzücü olan ise bu yorumlarının tamamen doğru olduklarına inanmalarıdır. Ülkemizin genel sorunu bilgi sahibi olmadan herkes fikir sahibi oluyor. Sosyal medya haberlerinden, yandaş kanallardan dinledikleriyle konuya hakim olduklarını sanıyorlar. Yazımın ana kaynağını uluslararası jeopolitik ve savaş konusunda sonsuz bilgileri olan Cem Gürdeniz, Cihat Yaycı gibi yazarların çeşitli yazıları ve konuşmaları (Kaynakçada detaylar belirtilmiştir.) aynı zamanda uluslararası basında çıkan haberler ve son olarak ise Yılmaz Özdil ve Banu Avar’ın çeşitli yazılarından oluşturmaktadır. Yazının çok uzun olmaması için Kırım sonrası güncel savaştan bahsedeceğim. Kırım’ın ilhakı başka bir yazının konusu olsun.

Sürekli duyduğumuz ve bazı taraflar tarafından kahraman ilan edilen Zelenski aslında kimdir? Savaşın başlamasıyla müzeden camiye çevrilen Ayasofya’nın ne gibi bir bağlantısı var? NATO ne yapmaya çalışıyor? Ukrayna Rusya’yı yenebilir mi? Savaş’ta son durum nedir? Yazımda bu ve buna benzer sorulara yanıt bulacaksınız.

Komedyenlikten Devlet Başkanlığına Şaşırtıcı Bir Sıçrayış

Volodimir Zelenski kariyerine hukuk eğitimi alarak başladı fakat daha sonra tiyatral faliyetlere yöneldi ve sevilen bir ekran yüzü oldu. (Bugün batıdaki liderlere baktığımızda bir dönem Yunanistan başbakanı olan Aleksis Çipras, Fransa cumhurbaşkanı Macron, Kanada başbakanı Justin Trudeau ve konumuz olan Zelenski gibi yöneticiler ekranlar tarafından sevilen, ABD güdümünden kopamayan, tamamen politikalarını şov odaklı yürüten liderler oluşmaya başladı.)

Zelenski ilk olarak komedi kariyerine Kvartal 95 isimli prodüksiyon şirketinde sahne şovlarıyla başladı. Bu şovlarda özellikle ülkemiz ve tarihimiz hakkında manipülatif “kara mizah” olarak adlandırabileceğimiz şovlarda oynadı. Bu şovlardan ivme yakalayınca dizi sektörüne girdi ve asıl film orada başladı. Dizi “Halkın Hizmetkarı” adıyla gösterimine girdi. Dizinin konusunun ilginç olmasının yanı sıra gelin önce dizinin yayınlandığı kanalın sahibine bakalım.

Dizinin gösterime girdiği 1+1 televizyon kanalının sahibi İgor Kolomoyski. Bu adam Ukrayna’nın en karanlık oligarklarından bir tanesi. Medya şirketinin yanı sıra bankacılık, maden, petrol gibi çeşitli sektörlerde de şirketi var. Ukrayna’da, oligarklara valiliklerin dağıtıldığı bir ortamda, Dnipro valisi olmuş, daha sonra bırakmıştır. 1990’ların kaoslu Sovyet sonrası döneminde, devlet varlıklarını ele geçiren ve özel banka PrivatBank’ı kuran Ukraynalı oligark, milyar dolarlık servetiyle son on yılda ülkedeki neredeyse her olayın finansmanında önemli bir rol oynamıştır. TV kanalları kurarak medya sektörüne de giriş yapmış olan bu iş adamının etkisi, Ukrayna siyasi ve sosyal yaşamında oldukça derindir. Rakiplerine silahlı birlikleriyle baskınlar yaptığı, Yahudi asıllı olduğu için İsrail ile ilişkilerinin çok iyi olduğu ve Amerika ‘da yaşadığı bilinmektedir. Çeşitli yolsuzlarda adı geçen ve kara para akladığı ortaya çıkan bu kişinin bankasına Ukrayna’da el konulmuştur. (Yapılan baskınlar, operasyonlar ve daha fazlası kaynakça kısmında belirtilmiştir.) Zelenski’nin finansörünün artık kim olduğunu biliyorsunuz. Gelelim şimdi sahibi olduğu kanalda yayınlanan Zelenski’nin oynadığı televizyon dizisi olan Halkın Hizmetkarı’na.

2015 yılında Ukrayna’da yaşanan yolsuzluk skandalları, ülkenin siyasi ve ekonomik yapısında derin bir çöküşün belirtisi olarak ortaya çıktı. Artık yolsuzluklardan, oligarklardan Ukrayna halkı sıkılmıştı. Tam da bu sırada Zelenski’nin başrolünü oynadığı dizi yayı hayatına başladı. Dizinin konusu yolsuzluklarla mücadele eden dürüst bir tarih öğretmeninin devlet başkanı oluşunun hikayesiydi. Makam aracı kullanmıyor, doğayı seviyor, yandaş medyayı afişe ediyor ve israftan kaçınıyordu. Dizi Ukrayna halkı tarafından çok sevildi ve izlenme rekorları kırıldı. Zelenski en sevilen oyunculardan birisi olmuştu. Dizi bitince aynı adla bir parti kuruldu. Halkın Hizmetkarları artık bir siyasi parti olmuştu ve dizisine gösterilen ilgi partiye de gösterilmişti. Ukrayna halkı kendini bir ütopyaya kaptırmıştı sanırım. Dünyanın neresinde böyle saçma bir olay görüldü? Dizi siyasi parti oluyor ve dizinin konusu yolsuzluklarla mücadele olduğu için partinin de bunu yapacağına inanılıp oy veriliyor.  Aradan geçen birkaç yıl sonra dizinin yayınlandığı kanalda Zelenski devlet başkanı adaylığını duyurdu. Seçim kampanyasında rakipleriyle tartışmaktan kaçınan Zelenski kampanyasını şov odaklı yürütüyordu. Netice de başarılı oldu ve %74 oy alarak seçildi.  Zelenski’nin hikayesini burada noktalayalım. Bu noktadan sonra kimin kahraman olup olmadığı hakkında belki kafanızda bir şeyler oluşmuştur. Artık jeopolitik olarak konuyu ele alalım.

Sıkıştırılan Rusya

Önceki yazımda Rusya’nın Baltık Denizi’nden, Akdeniz’den, Adriyatik’ten kuşatılmış olduğunu yazmıştım. NATO’nun Rusya’yı, Ukrayna, Finlandiya ve İsveç’i de kendisine dahil ederek Karadeniz’den de kuşatmak istendiğini de belirtmiştim ve Finlandiya’da artık bir NATO ülkesi oldu. Aslında bu istek İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri istenilen ve planlanan bir süreçti. İsveç ve Finlandiya Rus çarlığı döneminde birer Dukalık iken Çarlık rejiminin yıkılması ve SSCB’nin kuruluşuyla bağımsızlıklarına kavuşmuşlardı. Şu an henüz NATO ülkesi olmasa da İsveç’in askeri yapılandırmalarında NATO belgelerinin bulunduğunu ve NATO tarafından şekillendirildiği bilinen bir gerçek. İş sadece resmiyete dökülmemiş. Finlandiya açısından bakarsak yıllardır uyguladığı Amerika ile Rusya arasında tarafsız kalma politikalarını tamamen ortadan kaldırdı. Amerikan Marshall Yardımı dağıtıldığı sıralarda bunu reddederek tarafsız kalma politikalarını iyi bir şekilde yürütmüştü. Artık bu politikadan vazgeçtiğini görüyoruz. 2019 yılına kadar (Makedonya’nın alınışı.) NATO’nun Doğuya ilerleyişi devam etti. Bu kuşatılmaya karşın Rusya’nın sürekli uyarıları oldu. Çeşitli geri çekilin bildirimleriyle cevap verdi fakat bir karşılık görmedi. Amerika’nın isteği de aslında tam olarak bu muydu? NATO ülkesi olmayan Ukrayna neden bir NATO ülkesi gibi davranmaya çalışıyor? Burada Amerika’nın yaptığı şey bir kışkırtma. Belki de istediği tam da bu savaştı ve bu savaşın bitmemesini istediğini de görüyoruz. Çeşitli parasal ve maddi yardımlar, uygulanan ambargolar bir bakıma diyalog çağrısını reddettiklerini göstermiş oluyor. Bunun yanı sıra Amerika’da stratejik planlama belgeleri düşman füze sistemlerine karşı önleyici bir saldırı olasılığından bahsediyor. Burada düşmanın Rusya olarak gösterildiği şüphe götürmez bir gerçek. NATO belgelerinde Rusya ana tehdit olarak belirtiliyor. Burada Ukrayna ise Batının Rusya’ya girişinin kapısını oluşturmaktadır. Ukrayna neden bu görevi görüyor başka ülkemi yok diye soracak olursanız ise İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar Rusya’ya Ukrayna üzerinden girmişlerdi. Yani tarihsel bir endişe söz konusu.

Bunların dışında bakmamız gereken bazı önemli noktalar var. Bunlardan birisi Rusya’nın en büyük 6. ekonomik güç oluşu ve zengin rezervleri. Bir başka nokta ise çok güçlü bir diplomatik yapıya sahip olmaları. Savaştan önce yaklaşık 600 milyar dolarla dünyanın en büyük döviz rezervlerinden birine sahipti. Ruslar 5 senedir dolarları altına çeviriyorlar. Savaş başlangıcında Rus hazinesinde sadece %16 dolar vardı ve kalanı tamamen altındı. Savaşın olası yaptırımlarını biliyordu ve senaryoları değerlendirerek bu işe giriştiler. Şu an rubleye baktığımızda savaş öncesinden daha değerli bir konuma geldi. Avrupa’da çatırdayan küçük ekonomik krizler, doğalgaza erişim sorunları kimin daha zor durumda olduğunu gösteren minik bir ipucu. İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze tarihsel olarak büyük ve ben varım diyebilen üç büyük ülke var. ABD, Çin ve Rusya. Bu üç ülkeye karşın hiçbir Avrupa ülkesinin tek başına onlarla savaşması söz konusu bile değil. Ayrıca yine tarihsel olarak değerlendirecek olursak Rusya, Amerika’nın Ortadoğu’ya girdiği gibi hızlıca dağıtıp çıkan bir savaş modülüne sahip değil. Rusya’nın yıllardır gelen savaş stratejisi yavaş yavaş ve bölgede eze eze ilerleme gösteren bir yapıya sahip. Bu nedenle Rusya isterse girip dağıtır neden girmiyor gibi çeşitli yorumlara da bir cevap getirmiş olalım.

Rusya’nın savunmasını sahip olduğunuz Monroe Doktrini gereği benim dibime kadar giremezsin diyor. Batı ise girmekle kalmayıp bölgede bulunan Azak Taburlarına kadar silah veriyor. Bunun sonucunda iş savaşa kadar geldi. 2008 Gürcistan Krizi olduğu zaman ABD işe müdahil oldu fakat başarısızlıkla sonuçlandı. Rusya “Beni denizden karaya itmeye çalışıyorsunuz. Kaliningrad (Rusya ile kara bağlantısı olmayan, Litvanya ile Polonya arasında Baltık Denizi kıyısında yer alan eksklav bir toprağıdır.) ile aramda deniz bağlantısı kalmadı.” diyor. Kendisinin kurduğu ülkelerden olan Bulgaristan ve Romanya 2004 yılında NATO’ya alınınca Karadeniz’de de iyice sıkıştırıldı. Baltık’ı kaybetmiş olan bir coğrafyanın ülkesi Ukrayna’yı da kaybetmek istemiyor. Bunun için jeopolitik bir güvence istedi. “Benim sınırlarımdan uzak durun ve beni karadan denize itmeyin. Bölgemdeki ülkeleri NATO’ya üye yapmayın, Sınırımda olan Polonya ve Romanya’ya koyduğunuz füze sistemlerini kaldırın. “Dedi. Hiçbir talep kabul edilmedi ve üstüne bu alanın yaratılması için Amerika elinden gelen tüm çabayı gösterdi. Bu manevranın gerçekleşeceği gün gibi ortadaydı. Amerika’nın senatörlerinin sürekli Ukrayna’ya gidip Kiev’de gösterilere katılması ise bu süreci oldukça hızlandırdı. Bugün Rusya nasıl gidip ben Kanada’yı silahlandıracağım ve nükleer savaş sistemleri yerleştireceğim diyemezse aynısını Amerika’da Ukrayna için yapamaz. Yaparsa da sonucunun savaş olacağını bilerek yapar.

Yukarıdaki görsel güncel değildir. Artık Finlandiya’da bir NATO ülkesidir.

Batı Bloğu Ve Rusya’ya Uygulanan Yaptırımlar

Peki savaşı önceden gördüğünü söyleyen Batı neler yaptı buna bakalım. Süreç başlamadan önce bizzat Biden Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceğini duyurmuştu. İşgalin olacağını bilmelerine rağmen savaş başlayana kadar herhangi biri yaptırım ve ambargo uygulamadılar. Önce Kanada ile kendi vatandaşlarını Ukrayna’dan tahliye ettiler. Askeri güçlerini Polonya’ya kaydırdılar. Süreçten önce Ukrayna’ya herhangi bir askeri yardım yapmadılar. Bu savaşın olacağını bilmelerine rağmen neden daha önceden yaptırımlara başlamadılar ve Ukrayna’yı askeri yardımlarla donatmadılar? Amerika’nın ipiyle savaşa giren Ukrayna maalesef kendine yazık etti. Savaşın ilk başladığı zaman medyada ne Ukrayna düzenli ordusunu gördük ne Ukrayna Genelkurmay Başkanı’nı ne de herhangi bir topçu birliğini. Sınırlarına dahi mayın döşemedikleri için Belarus’tan yola çıkan 64 km’lik konvoy rahat bir şekilde Kiev’e doğru ilerledi. Geçiş yollarında bulunan köprüler bile kaldırılmadı. Görüyoruz ki olan sadece Ukrayna’nın masum sivil vatandaşlarına oldu. Buna karşın yine yaptırımlara bakacak olursak Rusya’nın en büyük ekonomik güç unsuları uranyum, doğalgaz ve petrol. Yaptırım uygulayan ülkelerden hiçbiri bu kalemlerdeki ithalatlarını durdurmadı. Onun yerine halka daha çabuk tesir edecek fakat ekonomik olarak krize yol açmayacak spor müsabakalarına Rusya’nın alınmaması gibi, Rus içerikli eserlerin çeşitli platformlarda yayınlanmasının engellenmesi gibi küçük yaptırım paketleriyle ilerlediler. Sonuç olarak baktığımızda ise NATO’ya çok güvenen Ukrayna yarı yolda kaldı ve bedelini masum siviller ödedi.

Savaş başladıktan sonra ise yoğun bir şekilde yardımlar başladı. Çin ve Rusya tarafında gelen diyalog çağrıları reddedildi. 1 seneye yakın NATO ve AB’den barış sözünü duymadık. Aksine daha çok silahlandırma isteklerini sürekli yinelediler. Ukrayna ordusu İngiltere gibi ülkelerde eğitilerek bölgeye sevk edildi. Çeşitli savunma sistemlerinin bölgeye nakli gerçekleşti. Amerika’nın burada yapmak istediği şey savaşı olabildiğince uzun tutup Rusya’nın kaynaklarını bitirmek. Böylece Asya’da Çin’i tek başına bırakacaklar.

Rusya Başarısız mı Oldu?

Öncelikle Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya bölgelerinin Rusya tarafından ilhak edildiğini biliyoruz. Fakat Rusya geniş bir alana yayıldı ve savaşı bu geniş coğrafyadan yürütmeye çalışıyor. Aynı zamanda kendileri gibi Slav kökenli olan komşularını kontrollü ve tam gücü sağlamadan, adına “askeri operasyon” dedikleri bir yöntemle saldırıyorlar. Artık diplomasinin pekte işe yaramacağını görüyoruz. Savaşın başından bugüne kadar olan süreçte binlerce Ukraynalı ve Rus öldü. Ukrayna yerle bir oldu. Batı tarafından Uydu istihbaratından tutun her türlü askeri yardımlar Ukrayna için sınırsız bir şekilde temin edilmektedir. Bunlar sayesinde bazı yerlerde stratejik zaferler kazanan Ukrayna’ destek son hızla devam etmektedir. Fakat bu sınırsız lojistik destek sonsuza kadar devam edemez. Çünkü soğuk savaş sonrası askeri fabrikalar kapatılmış ve savunma bütçesinde küçülmeye gidilmiştir.

Rusya tarafından ilhak edilen bölgeler Ukrayna toprakların yüzde 20’sini oluşturuyor, Aynı zamanda saldırdığı bölgelerdeki Ukrayna’nın altyapısına 1 trilyon dolarlık zarar verildiği biliniyor. Şu ana kadar yaklaşık 100 binden fazla Ukraynalının hayatını kaybettiği kötü bir gerçek ve ülke nüfusunun 8 milyona yakınının mülteci durumuna düşüp başka ülkelere göç etmesi Ukrayna için işlerin iyiye gitmeyeceğini gösteriyor. Uzun vadede çok daha fazla zarar görecekleri kesin. Amerika’nın Çin’i pasifikte yalnız bırakmak için Rusya’yı bölgede oyalaması adına kurban edilen bir devlet oluyor. En son sızdırılan belgelerde görülen o ki Amerika Rusya’nın Ukrayna’dan daha az kayıpla bu süreci yönettiğini kabul etmiş. Kaldı ki savaş henüz başlamadı. Eğer olası bir büyük savaşta denizlerde ve havada hakimiyet önemli. Şu an için sadece karada yürütülen savaş henüz başlamış bile sayılmaz. Rusya askeri casus uyduları , nükleer silahları ve çok gelişmiş füze sistemleri olan bir ülke.

Ukrayna Saldıracak mı?

Bölgeye giden gazetecilerin Rusya’nın sınırlara beton tank bariyerleri ve siperler kazdığını söylüyorlar. Olası bir Ukrayna saldırısı bekleniyor ama yapılan savunma önemlerine bakacak olursak bu saldırının büyük olacağını söylemek mümkün . Ukrayna’ya yoğun olarak yabancı subayların getirildiği ve bunların oluşacak saldırıyı yöneteceği basın kuruluşlarının verdiği haberlerde yer aldı.

Müze olan Ayasofya’nın camiye çevrilmesi

Kurtuluş Savaşı sonrası 1923’te Lozan Antlaşmalarında boğazlar sorunu çözüme ulaşamamıştı. Kendi ülkemizin sınırları içerisinde olan boğazlarda asker barındırmamız yasaktı. Bu sorunu gören Mustafa Kemal ATATÜRK Yunanistan ve Sovyet Rusya başta olmak üzere ülkeleri ikna çabalarına girişti. Fakat bir türlü çözülemeyen bu sorunu Atatürk nasıl çözeceğini keksin zekasıyla buldu. Rusya ve Yunanistan ülkelerinin nüfusunun o zamanki tarihte neredeyse tamamı Ortodoks inancına mensuptu. Bu sebeple Ortodoks Bizans’ın bir mirası olan Ayasofya’nın cami oluşuna tepkiliydiler. Bunun üzerine Mustafa Kemal ATATÜRK ülkeleri ikna çabalarındayken bir kararname ile Ayasofya’yı müzeye çevirdi. Bunun üzerine ülkeler bunu bir jest olarak görüp boğazlar konusunda bizim tarafımızda yer aldı. Böylece boğazlardaki hakimiyetimizi kazandık. Peki ne oldu da Ayasofya tekrar cami oldu?

Ukrayna Ortodoks Kilisesi Fener Rum Patrikhanesi’ne başvurarak Rus Ortodoks Kilisesi’nden ayrılmak istediğini bildirmişti. Patrikhane Ukrayna Kilisesi’nin bu talebini kabul etmiş ve Ruslarla Ukraynalı Ortodokslar arasına dini anlamda ayrılık da girmişti. Peki bu onayı veren Fener Rum Patrikhanesi nerede biliyor musunuz? İstanbul’da. Bunun üzerinde Fener Rum Patrikhanesi ile Moskova’da bulunan Rus Ortodoks Kilisesi birbirini düşman ilan etti. Bunun bizi ilgilendiren yanı ise olayın ana unsurunun bizim topraklarımızda olması. Peki konunun Ayasofya ile alakası nedir? Türkiye bu olaylardan sonra Ayasofya’yı camiye çevirdi. Buna en büyük tepki yine Rus Ortodoks Klisesi’nin Dış ilişkiler sorumlusu İlarion tarafından geldi. İlarion “Ayasofya’nın camiye dönüştürülmek istenmesinin “din özgürlüklerinin kabul edilemez bir ihlali olduğu” söyledi. “Şimdi Orta Çağ’a geri dönemeyiz. Çok kutuplu, çok mezhepli bir dünyada yaşıyoruz ve inananların duygularına saygı göstermemiz gerekiyor” dedi.


Yararlandığım Kaynaklar

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir