Kültürsüzlüğün Marşı: Arabesk Müziğin Etkileri

Her insanın hoşuna giden belirli müzik tınıları vardır. Bu tınıları duyduklarında, bilinçaltlarında bu sesle özdeşleşen imgeler aniden gözlerinin önüne gelmeye başlar. Sesler çoğaldıkça, bu imgeler adeta insanın duygularında dans etmeye başlarlar. Bu dansın yoğunluğu ve karakteri, o müziğin size çağrıştırdığı anlamlarla doğrudan ilişkilidir. Örnek vermek istersek klasik müzik, insanların duygusal ve zihinsel durumları üzerinde derin etkilere sahip olabilir. Bilimsel araştırmalar, klasik müziğin beyin aktivitesini değiştirebileceğini ve duygusal refahı artırabileceğini göstermektedir. Ayrıca, klasik müziğin dinleyiciler üzerinde sakinleştirici ve stresi azaltıcı etkileri olduğu da belirtilmektedir.

Klasik müzik ayrıca derin duygusal deneyimler sağlayabilir. Özellikle büyük orkestraların eserleri, insanın içsel dünyasına dokunacak şekilde derin ve zengin bir duygusal palet sunar. Yavaş ve melodik bölümler, huzur ve içsel dinginlik duygularını uyandırabilirken, hızlı ve dinamik bölümler heyecan ve coşku hissiyatını artırabilir. (Buna verebileceğim en güzel örnek O Fortuna – Carmina Burana ‘dur.) Bu nedenle, klasik müzik dinlemek, insanların ruhsal ve duygusal sağlığına olumlu katkılarda bulunabilir. Zihinsel dinginlik, stresin azalması ve duygusal denge, klasik müziğin insanlar üzerindeki olumlu etkilerinden sadece birkaçıdır. [¹]

Tempolu müzikler, genellikle dinleyicilerde enerji ve hareketlilik hissi uyandırır. Yüksek tempo ve ritimler, vücuttaki kalp atışlarını hızlandırabilir ve dinleyiciyi adeta dans etmeye teşvik edebilir. Bu tür müzikler, egzersiz yaparken veya hareketli aktivitelerde bulunurken motivasyon sağlamak için sıklıkla kullanılır. Araştırmalar, tempolu müzik dinlemenin egzersiz performansını artırabileceğini ve motivasyonu artırabileceğini göstermektedir. Ayrıca, tempolu müziklerin ruh hali üzerinde olumlu etkileri de olabilir; dinleyicilerde mutluluk ve neşe hissi uyandırabilirler. Bu nedenle, tempolu müzikler, insanların enerji seviyelerini yükseltmek ve pozitif duyguları artırmak için etkili bir araç olabilirler.

İnsanların dinlediği müzikler, aslında bilinçaltlarına ve karakterlerine dair önemli ipuçları verebilir. Günümüzde giyim tarzları bile bize insanların müzik tercihleri hakkında ipuçları sunabilir. Örneğin, deri ceket ve siyah renkli giysiler giyen, uzun saçlı insanları genellikle rock müzik dinleyicileri olarak tanımlayabiliriz. Renkli, bol ve rahat kıyafetler giyen ve bere takan insanların ise genellikle rap müziği tercih ettiğini görebiliriz. İspanyol müziği, Latin kültürünün bir parçası olarak kabul edilir ve bazı insanlar bu müziği dinlerken İspanyol kültürüne özgü giyim tarzlarını ve saç stillerini benimseyebilirler. 90’larda bir kişinin sadece giyim tarzından hippi olup olmadığını bile anlayabilirdiniz.

Bu örnekleri verirken, aklıma, hayatımda sadece metroya bindiğimde gördüğüm halde kıyafetlerinden hangi müziği dinlediklerini anladığım ya da anlamaya çalıştığım birçok insan geliyor. Sonuçta müzikler, insanların duygularını ifade etmesinin bir aracıdır. Bu duyguları dinlediği müzikler ve o müzik kültürüne ait olan giysilerle gösterebilirler.

İşte tam da burada irdelememiz gereken tür “arabesk” müzik türüdür. Bu yazımda, bu türün insan psikolojisi üzerindeki etkilerine, nasıl ortaya çıktığına, toplumsal etkilerine bilimsel raporlardan yararlanarak değineceğim.

Gözlerimizi, insan psikolojisinin derinliklerine dikerek, “arabesk” müziğin sırlarını çözmeye hazır mısınız?

Tarihsel Süreç

Her yazımda olduğu gibi, bu yazıda da ele aldığım konunun tarihsel yolculuğunu yazarak başlayacağım. Çünkü tarih, konuyu anlamamızı sağlayan bir pusula gibidir.

Arabesk kelimesi, kökenini Fransızcadan alan ve “Arap tarzı” anlamına gelen bir terimdir. [²] Bu isimlendirme, Arabesk müziğin temelinde Arap ezgileri ve klasik Arap müziği unsurlarının bulunmasından kaynaklanır. Ancak Arabesk müzik, tam anlamıyla Arap müziği değildir. Türk sanat müziği ezgileriyle Arap ezgilerinin birleşimiyle ortaya çıkmıştır. İlk ortaya çıktığı dönemde şarkı sözlerine bakıldığında, genellikle toplumun kırsal kesiminin konuşma dilinin etkisi görülür. (Ancak günümüzde böyle bir dil ayrımı yapmak mümkün değildir.)

İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde, sinema endüstrisi de çalkantılı bir dönem geçirdi. Ekonomik sıkıntılar, savunma harcamalarının artması ve halkın yaşam standartlarının düşmesi gibi zorluklar, film sektörünü de etkiledi. Bir zamanlar canlı olan sinema salonları sessiz sedasız kaldı, film dağıtımı zorlaştı. Ancak, bu dönemde beklenmedik bir değişim yaşandı: Amerikan filmlerinin Türkiye’ye Mısır üzerinden gelmesiyle birlikte, Arap sinemasının eserleri de gösterime girmeye başladı. Bu yeni dönemle birlikte, “Arap filmleri” izleyiciyle buluştu ve ilgi gördü. Bu sadece sinema endüstrisini değil, müzik dünyasını da etkiledi. Cumhuriyet dönemi politikaları çerçevesinde geleneksel müziğin geriletilmesi amaçlandı ve radyolardan musiki yayınları yasaklandı. Bu yasakla birlikte insanlar yeni bir arayış içerisine girdiler ve bu Arap radyolarını dinlemeye başladılar. Böylece Arap müziği ile tanıştılar. 1938 yılına geldiğimizde Mısır’dan geldiğini belirttiğim bu filmlerin müziklerinin Arapça söylenmesi yasaklandı. Ancak, yasaklarla birlikte yeni bir fenomen doğdu: “Adaptasyon” adı verilen müzik türü. Bu türde, Arapça şarkılar ya Türkçe sözlerle ya da doğrudan ezgilerin üzerine Türkçe sözler yazılarak seslendirilmeye başlandı.

Bu değişim süreci, sadece müzikte değil, toplumun genel dinamiklerinde de yansıdı. Yeni müzik türü, dönemin önde gelen bestecileri ve solistleri tarafından hayata geçirildi. Geleneksel yapıların yerini serbestlik ve fantezi anlayışının aldığı bu dönem, kültürel bir dönüşümün başlangıcıydı. [³]
Bu adaptosyan denilen tür bazı değişimler geçirerek arabesk şarkı şeklini aldı ve bu türün ilk temsilcileri Haydar Tatlıyay ve birkaç şarkıcıdır.
 

13 Ekim 1948 Tarihli Ulus Gazetesi Sayfa 5
13 Ekim 1948 Tarihli Ulus Gazetesi, Sayfa 5

Dugusal Sömürü: Arabesk Teması 

Bu tarzda yazılmış olan herhangi bir parçanın açın sözlerini okuyun. Bakın hangisi olursa olsun fark etmez. Şarkıların sözlerine baktığınızda, genellikle kahroluş, terk edilme, aldatılma, fakirlik, eziklik ve çaresizlik gibi duygular işlenir. Sözler genellikle şu kurgu etrafında şekillenir: Senin tek amacın, hayatının aşkını bulmaktır. Ancak bu aşk, seni terk eder veya sana karşılık vermez. Aldatılmanın nedeni genellikle maddi sıkıntılardır. Bu durumda umutsuzluğa kapılırsın ve yıllar boyunca aşk acısı çekersin. Bu derdin tek ilacı olarak alkol önerilir. Alkol, acının hafiflemesine yardımcı oluyormuş gibi gösterilir fakat acın asla bitmez.

İşte bu tarz kurgularda kadın hep metalaştırılır. Onlara, paraya ve güce tapınan, zekasını kötüye kullanan, hatta sevgiye rağmen aldatan bir imaj biçilir. Öte yandan, erkek karakterler genellikle yoksul, acı çeken, sürekli aldatılacak ve başkasını asla sevemeyecek bir şekilde tasvir edilir. Zorluklarla karşılaştığında, sadece fiziki anlamda kavga ederek mücadele etmesi gerektiğinin ve aklını kullanmaması gerektiğinin izlenimi verilir.

Zihnimiz, uzun süre maruz kaldığı düşünce kalıplarını benimseyerek, onları gerçek hayatta varmış gibi algılamamıza sebep olabilir. Bu nedenle uzun süre bu müzik tarzını dinlediğinizde kendinizi mutsuz ve kederli hissedebilirsiniz. Benzer şekilde, aynı temaya sahip filmler de bulunmaktadır. Kurgu genellikle değişmez ve filmlerde de benzer temalar işlenir. Örneğin, kadın karakter genellikle pavyonda çalışır ve fiziksel olarak çekici olmalıdır. Pavyonda veya gazinoda şarkı söylerken, onu dinleyen güçlü erkek karakter (mafya veya kabadayı gibi) ona aşık olur ancak geçmişiyle yüzleşemez. Bu temada kadın karakter genellikle şiddet görür ve cinsel sömürüye maruz kalır. Tek kurtuluşu, bu tarz ortamlardan onu kurtaracak olan güçlü erkek karakterin müdahalesi gibi gösterilir. Çocukken bu türde yüzlerce filme maruz kaldık. İsimlerini bu yazıyı okurken aklınızda tek tek sıraladığınızı biliyorum. Çünkü yazarken bende aynısını yapıyorum. Yeşilçam’ın bu arabesk yapılarındaki filmlerin çoğunda bu tür alt metinler bulunmaktadır.

Ergenlik dönemine girdiğimizde, genellikle ilk kez aile dışında birisi tarafından sevildiğimizi ve önemsendiğimizi hissettiğimiz zamanlardır. Bu duygusal yoğunluk, genellikle ilk kız arkadaşlarımız veya erkek arkadaşlarımızla yaşadığımız ilişkilerle birleşerek daha da artar. Ancak, bu duygusal yoğunluk, izlediğimiz filmler ve dinlediğimiz müziklerle birleştiğinde istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Özellikle bu tarz filmlerde ve müziklerde işlenen romantizm ve acı dolu hikayeler, ergenlik dönemindeki duygularımızı etkileyebilir ve gerçeklikten uzak bir algı oluşturabilir. Bu durumun en önemli düzelticisi, aile ve öğretmenlerdir. Küçük yaşlarda çocuklara uygun eğitim ve rehberlik sağlanarak, bu tür alışkanlıklardan uzak durmaları konusunda bilinçlendirilmeleri gerekir. Fakat gel gelelim ki hiçbirmiz bu kadar şanslı değildik.  Bizim eğitim sistemindeki hocaların çoğunun tek derdi müfredatı işleyip geçmek olduğu için aynı zamanda aileler pedagojik eğitimin ne demek olduğunu bilmedikleri için bu durumu pekçoğumuzun kendisinin keşfetmesi gerekti. Böylesi eğitimler aslında bizim gibi toplumlarda bireyin kendisinde bitmektedir. Arabesk denilen müziğin duygusal bir sömürüden ibaret olduğunu anladığımda sanırım 16 yaşındaydım. Fazıl Say’ın “Arabesk yavşaklığından utanıyorum” sözünün geçtiği yazısını okuduğumda gerçekten bir aydınlanma yaşadım. Bunun üzerine tartıştığı programlarını izledim. Maalesef Türkiye o zamanlar Fazıl Say’ı anlayabilecek bir yapıda değildi. Adama hakaret ettiler. Müzisyen olmadığını bile yazdılar. Fakat kendisine Türkiye teşekkür etmeli. Her zaman kendi somut gerçekliğimizden uzak hayatlarda yaşayan bir toplumuz. Cahil ve bilinçsiz olduğunu bilmeksizin bir insanın pavyonda içip şarkı söyleyen kadınlara hayranlıkla bakması veya bir konserde kendini jiletlemesi ya da bir şarkıcının adını jiletle koluna yazması. Tüm bu olayların yaşandığı temalar arabesk temalar değil midir? Pavyondaki kadın Chopin veya Bach çalmadığına göre, izlenilen arabesk film veya dizi Esaretin Bedeli olmadığına göre yolumuz hep aynı yere çıkar. 

Şarkı Sözleri Üzerine Kısa Bir Bakış

aldanma cocuksu, mahzun yüzüne
mutlaka terkedip gidecek bir gün
kanma sever gibi göründüğüne
“seni sevmiyorum” diyecek bir gün

dertler derya olmuş, bende bir sandal
devrilip batmışım, boğulmuşum ben

Yaşamak içimden gelmiyor artık
Öylesine dertli öyle üzgünüm
Bu dünya hiçbir tat vermiyor artık
Aldığım nefese cana küskünüm
Aldığım nefese cana küskünüm

Senin hasretin varken bu şehirde yaşanmaz! Hali vakti yerinde bir yalnızlık benimkisi. Keder elden, yaş gözden geçinip gidiyoruz.

Özlerim ben seni seninle bile; Vuslat mı hasret mi? Adını sen koy!

Ben maziyi unuttum hatırlatma bir daha; Aşkı gömdüm içime sende sakla toprağa!

Ya benimsin ya kara toprağın

Her gece rüyamda işin ne senin? Ben böyle yaşamak zorunda mıyım?

Kader beni benden aldı. Çekilmez dertlere saldı. Sen geleceksin diye gözlerim yollarda kaldı.

Bıçak yarasından ibarettir insan vücudu. Dostların sırtına saplar, sevdiği ise kalbine.

Şu sözleri gece gündüz dinleyen bir insanın psikolojisi nasıl olur sizce? Bilinçaltında neler oluşur? Bakın siz düşünürken ben söyleyeyim. Bknz:

 

Duygusal olarak sizi sömüren, mentalitenizi mahveden, depresyona sokup fiziksel acıya teşvik eden bu yaşam tarzını seçmek gerçekten bir sanatsal anlayış mıdır? Küçük yaştan itibaren kadın ve erkek figürlerini belirli kalıplara hapseden bu zihniyet gerçekten dinlenilmeye değer mi? Gerçekten bu hayattaki varoluş amacınız üreyecek bir insan bulup o sizi terk ettiğinde hayatınızı karartmak mıdır? Bir kadının yegane amacı güzel olup kurtarıcı beklemek midir? Bir erkek dünyaya acı çekmek için mi gelmelidir?

Bu hayatta daha güzel amaçlar var. Öğrenmek, kendimizi geliştirmek, okumak, doğayı ve insanları sevmek, bir kedi veya köpek sahiplenmek gibi güzel davranışlar. Belki bir bilim projesi geliştirmek, belki çiçekleri sulamak.. Hayat dediğimiz şu kısa dünya yaşarken acı çekmeye değer mi? Bizden bağımsız gelişen zorluklara karşın hayata gülümseyerek bakmak en güçlü yaşam mücadelesi değil midir? Acıya karşın kullanılan “arabesk” argümanlar bilinçsiz bireylerin tüketebileceği ürünlerdir. 

Ne dinleyeceğiz o zaman kardeşim? Müzik eserlerinin çoğu türü fark etmeksizin bir dram üzerinden yürümüyor mu?

Evet birde böyle bir mesela var. Sanırım içerisinde dramaturji olan her eseri arabesk sanan bir kitlemiz mevcut. Öncelikle gelin türleri irdeleyelim. İçerisinde barındırdıkları alt metinleri incelerken bu tür sorulara cevap bulalım.

Siz bir halk müziği dinliyorsunuz örneğin. İçerisinde geçen tema ve bu temayı çağrıştıran metinler eserin söylendiği bölgeye ait izler taşırlar. Eğer Karadeniz bölgesine ait bir halk müziği dinlerseniz, doğa betimlemelerine sık sık rastlarsınız. Söylenen müzikler bölgenin enstrümanı olan kemençe ile çalınır ve melodisi de ona uygun olur. Törensel müzikler ise daha çok horon ve kolbastı gibi dansların eşliğinde icra edilir ve yine o bölgeye özgü kültürel kıyafetler görmek mümkündür. Birkaç örnek bakalım:

Çamların altında gülüm bir garip oldum 

Sorgusuz sualsiz tanıksızım ben 

Dereler ağlıyor yarim çağlar olmuşum 

Ordunun dereleri aksa yukarı aksa 

Gemiciler kalkalım, şu yelkeni takalım 

Şişirip de yelkeni, sırt üstüne yatalım 

Kızılırmak başına, şu ırgatı atalım 

Tutalım balık havyar, keyfimize bakalım 

İç Anadolu’ya doğru indikçe daha çok bozkıra ait temalara rastlarsınız. Halay, kaşık, semah, zeybek, ve seğmen havaları gibi çeşitli halk oyunları, bağlama, davul, zurna, kaşık, def, kaval gibi çalgılar eşliğinde icra edilir. Bozlak türünden uzun havalar da sıkça dinlenir. Yaren kültürü ise bu müzik ve dans geleneğinin önemli bir parçasıdır.

Padişah değilem çeksem otursam

Saraylar kursam da asker yetirsem

Hediyem yoktur ki dosta götürsem

İki damla yaştan gayrı nem kaldı

Yıkılası bozuk düzen

Bıçak kemiğe dayandı

Gayrı bize yazık düzen

Gönlümüz kana bulandı

Ben de bir peygamber olmuş olsaydım

Birlik tohumu eker giderdim

Önce yasaklardım kula kulluğu

İnsan Hakk’tır deyip geçerdim

Üç günlük dünyada insan oğlunu

Hatırdan gönülden kırmaya değmez

Hırs atına binip şeytan yolunu

Varıp bir fitneden sormaya değmez.

Ege Bölgesi halk müziği, genellikle coşkulu ritimlerle ve duygusal sözlerle doludur. Denizle iç içe yaşayan bu bölgenin insanlarının yaşamı, balıkçılık, zeytincilik gibi günlük işlerin yanı sıra aşk, özlem ve doğaya dair duyguları da içerir. Bu nedenle, Ege halk müziği genellikle bu temalara odaklanır. Ege Bölgesi, zeybek türü oyun ve türkülerin öne çıktığı bir bölgedir. Kerem türküleri de burada yaygın olarak icra edilir. Bölgede kullanılan çalgılar arasında bağlama, divan sazı, tambura, kabak kemane, zurna, davul, dilsiz kaval, zil, kaşık ve def bulunmaktadır. Aynı zamanda bölgede çalınan bu türküler milli mücadele dönemine ait derin hikayeler taşımaktadır.

Çökertmeden çıktım da HalilimAman başım selamet
Bitez de yalısına varmadan HalilimAman koptu kıyamet
Arkadaşım İbram ÇavuşYoldaşlara emanet
 
İzmir’in kavakları dökülür yaprakları
Bize de derler Çakıcı yar fidan boyluYakarız konakları
 
Ah bir ataş ver cigaramı yakayım
Sen salın (sallan) gel ben boyuna bakayım
Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği
Kısaca özetlemek gerekirse, halk müzikleri evet bir dram etrafında işlenir, fakat bunu işleyiş şekli arabesk tarzından çok farklıdır ve aslında dramda işlenilen konular bile farklıdır. Bir tarafta aşkı doğa ile betimleyen Karadeniz ezgileri varken, diğer tarafta sevgisini “Burnu fındık, ağzı kahve fincanı Şeker mi? Şerbet mi? Bal Acem kızı” dörtlüğüne sığdıran Anadolu halk müziği örnekleri bulunmaktadır. Diğer tarafta ise “ya benimsin ya kara toprağındır” gibi söylemler öne çıkar. Fark aslında bu kadar keskindir. Siz bir halk müziği dinlerken arkasında yatan hikaye kurtuluş savaşı döneminde geçen bir teğmenin hikayesi ya da Osmanlı dönemindeki bir eşkiyalığı içeren tarihsel bir alt metin olabilir. Aynı zamanda sözlerin eşlik ettiği müzik kalitelidir. Ve en önemlisi ise bölge halkının estetik zevkini yansıtan, genellikle dinlediği ve sevgiyle benimsediği müziği ifade eder. 
Peki ya Rock Müzik? 

Rock müziğinin ortaya çıkışı 20. yüzyılın başlarında Amerika Birleşik Devletleri’nde blues, country, jazz ve gospel gibi müzik türlerinin etkileşimiyle şekillenmeye başladı. Özellikle 1950’lerin ortalarında Afro-Amerikan kökenli sanatçılar ve beyaz müzisyenler arasındaki kültürel etkileşim sonucu rock and roll olarak adlandırılan bir tür doğdu. Bu dönemde Chuck Berry, Little Richard, Elvis Presley gibi isimlerin müzikleri, rock müziğinin temelini oluşturdu.

Rock müziği, geniş bir yelpazede farklı temaları işleyebilir, ancak genellikle gençlik isyanı, aşk, özgürlük, politika, toplumsal değişim gibi konuları ele alır. İlk dönem rock şarkılarında genellikle basit ve eğlenceli melodiler kullanılmış olsa da, zamanla müzik daha karmaşık ve derinleşmiştir.

Rock müziğin derinliği ve müzikalitesi, enstrümanlarının kullanımı, vokal teknikleri, şarkı sözlerindeki içerik ve müzikal yapıların karmaşıklığıyla ilgilidir. Özellikle gitar, bas ve davulun ön plana çıktığı rock müziği, çeşitli tekniklerle zenginleştirilir. Sololar, riff’ler, akor ilerlemeleri gibi öğeler, rock müziğin müzikalitesini önemli ölçüde etkiler.

Rock müziğin derinliği aynı zamanda şarkı sözlerindeki anlamlarla da ilişkilidir. Şarkı sözleri genellikle duygusal yoğunluk taşır ve dinleyicilere farklı duygusal deneyimler yaşatır. Bazı rock şarkıcıları ve grupları, sözlerinde derinlikli metaforlar ve semboller kullanarak daha karmaşık temaları ele alır. Ayrıca, rock müziği sıklıkla toplumsal sorunları, politik görüşleri ve kültürel eleştirileri ifade etmek için bir platform olarak da kullanılır.

Sonuç olarak, rock müziği sadece bir müzik türü değil, aynı zamanda derinlikli duyguları, toplumsal mesajları ve müzikal ustalığı bir araya getiren bir sanat formudur. Sözlere gelin birlikte bakalım:

Sweet dreams are made of this
-Tatlı rüyalar bundan yapılır
who am I to disagree
-Ben kimim karşı çıkayım-
I travel the world and the seven seas
-Dünyayı ve yedi denizi dolaştım
Everybody’s looking for something
-Herkes birşeyler için bakınıyor

Some of them want to use you
-Bazıları seni kullanmak istiyor
Some of them want to get used by you
-Bazıları senin tarafından kullanılmak istiyor
Some of them want to abuse you
-Bazıları seni kötüye kullanmak istiyor
Some of them want to be abused
-Bazıları kötüye kullanılmak istiyor…

 Bu şarkı, istismara uğrayan bir kızın hikayesini anlatıyor. Bunun bir de Anadolu Rock örnekleri var. Barış Manço, Cem Karaca ve Yavuz Çetin gibi. Şarkılarının sözlerine bakarsanız ne kadar derin anlamlar içerdiğini görürsünüz. 

Yararlandığım Kaynaklar

  • ¹ Vyas, Shweta Vepa. “How classical music impacts your body’s energy centres.” darbar.org, Bağlantı Linki
  • ² “arabesk.” Güncel Türkçe Sözlük. Türk Dil Kurumu. Erişim: 18 Kasım 2012. Bağlantı Linki
  • ³ Özdemir, Sinem. Yrd. Doç. Dr. “1938-1950 Yılları Arasında Türkiye’de Gösterime Giren Arap/Mısır Filmlerinin Türk Müziğine Etkisi.” IBAD Sosyal Bilimler Dergisi Cilt 2, Sayı 2 (2017): 382-388

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir